|  
  |  
Rss
  |  
Ekim 23, 2014
 
 
 
 
 
 

Bir kalem ne işe yarar demeyin...

12 Ağustos 2011, Cuma / BAHAR KIRICI, SARAYBOSNA
Add to Google
‘Savaştan önce Bosna’da ya Sırp’tın ya Hırvat yada hiçbirşey!’ diye anlatıyor bir Boşnak abla. ‘İzzet Begoviç, Boşnakların bir kimliği olsun diye savaştı. Kendisi iyi bir müslümandı. Savaştan önce ise; bu hapse atılman için yeterli bir sebepti. İmamlar dahi camiye gelen gideni rapor ediyordu. Boşnakları dinden uzaklaştırmayı hedefliyorlardı’
 

‘‘Başlayan ama bitmeyen bir hikaye. Bir bahçıvan tekkesinin içine tohum koyup karıştırıyor, hayal ediyor ve tohumları saçıyor. Kış gününde göz yaşlarıyla suluyor tohumları...’’ Ali Bey böyle başlıyor Bosna maceralarını anlatmaya.

Ve devam ediyor; ‘Nereden başlasam ki; biz Saraybosna’ya girmek istiyoruz, millet çıkmak istiyor. Saraybosna’ya ulaşmamız için bir tünelden geçmemiz, tünelden geçmek için ise komutandan izin belgesi almamız gerek. Yani bölgeye ulaşım zor ve sabır gerektiriyor. Biz bir kış gününde aç, yorgun, üstümüz başımız çamur içinde dil problemi yaşarken komutanın evine vardık fakat kendisi yok. Bizi bir teyze, muhtemelen komutanın annesi, ağırladı, karnımızı doyurdu ve dinlenmemiz için yatak gösterdi. Uyandığımızda ise; çamaşırlarımız temizlenmişti. Artık teşekkür edip ayrılmamız gerekiyordu ordan. O fedakar anne savaşın ortasında bulunmamıza rağmen cebindeki son para olan 20 Alman Markını zorla elimize tutuşturdu: Yolcusunuz lazım olur.’

 

‘Saraybosna’ya ulaştığımızda Boşnak halkı bize ‘Siz Türkiye’den gelen mücahitler misiniz?’ diye soruyor. Biz ne biliriz silah tutmayı? Cebimizden kalemlerimizi çıkarıp gösteriyorduk öyle durumlarda. Devlet yetkilileri ‘Siz ciddi misiniz, gerçekten okul mu açmak istiyorsunuz. Devlet çökmek üzere’ diyorlardı. Belli ki bize tam inanmamışlar; ‘Bugün git yarın gel’ diyorlardı. Biz ise; okul açmadan, fidanları toprağa koymadan dönmeyecektik. Yüzümüze tükürüp bizi kovsalar dahi yemin etmiştik güllerimizi ekmeye’ diye devam ediyor Ali Bey

Hayal idi, gerҫek oldu

Umudun tükenmek üzere olduğu beklenmedik bir anda Bakan arayıp; Okul binası hakkında görüşme yapmak istediğini bildirdi ve huzuruna çağırmış Ali Beyleri. ‘Ne kadar paranız var okul açmak için’ diye sormuş Bakan.  ‘O gün 300 Euro’muz ya var ya yok. Ama Mevlam istedi o 300 oldu 3 bin. Sonrada art arta okullarımız açıldı. Bosna Hersek’in tarihi kadar Türk kolejlerinin tarihi var Bosna’da’ diyor Ali Bey yeminle...

 

Boşnak olan İbrahim Bey ise; ‘Savaş esnasında birçok Arap ülkesi, İran, Irak gibi  ülkeler maddi yardım ettiler ve o yardımlar şehitlerimizin kefen parası oldu. Siz ise çocuklarımızın geleceğini kurtardınız’ diyerek sükranlarını iletmiş Ali Beylere.

 

‘Açılan okullardan Boşnak’ı Sırp’ı ve Hırvat’ı birlikte okuyor, hepsi bize emanet’ diye ekliyor Ali Bey.

Öğrencilerden birinin adı Esma Mujkic. 17 yaşında Saraybosna’daki Türk-Boşnak kız lisesinde 3. sınıf öğrencisi. Ailesi 180 kilometre uzakta Graçanica isimli bir şehirde yaşıyor. Bu yüzden okulun yurdunda kalıyor Esma. ‘Sınıfımın en iyilerindenim ben, not ortalamam 5’ diyor bir gülümseme ile...

Ve gururla devam ediyor anlatmaya: ‘16 Temmuz’da Hollanda’da matematik olimpiyatı var. Bende Bosna’yı temsil edecek 8 kişiden biriyim. Okulumdan ise 3 kişiyiz Bosna’yı temsil edecek. Benim arkadaşlarımdan ikisi Türkçe olimpiyatlarında derece aldı. O yüzden şimdi Türkiye’deler...’  Esma’ya ve arkadaşlarına başarılar diliyoruz bizde...

“Baklava bizim ki’’

‘Türk insanını nasıl anlatırsın hiç bilmeyenlere?’ diye soruyoruz Esma’ya. ‘Önce misafirperver ve sakin derim’ diyor. Merakla sormaya devam ediyoruz: ‘En çok hangi Türk yemeğini seviyorsun?’ O da, ‘Türk yemekleri Boşnak yemeklerine benziyor. Ben en çok sigara böreğini seviyorum’ diyor.  ‘Peki tatlı olarak baklavayı...?’ diye soracaktık ki, daha cümleyi bitirmeden ‘Baklava bizim ki’ diye tebessüm edip sesini yükseltince konuyu orada kapattık.  Bizim baklavanın da talibi çok, Yunanlar bir yana Boşnaklar bir yana...

Esma Türkçe’ye Mustafa Sandal ile merhaba demiş. Bugün ise daha çok Tarkan dinlediğini söylüyor. Nasrettin Hoca diyor gülümsüyor, ‘Biz Boşnaklar çok seviyoruz onu.’  Atasözlerini de biliyor: ‘Bir eli yağda bir eli balda’ diyor bizim için...

300 öğrenci var Esma’nın okulunda ‘Okulda hiç kimse siyaset konuşmuyor, öğretmenlerimiz Türk ve Boşnak. Hepsi bizi çok seviyor’ diyen Esma’nın gözlerinden okunuyor kardeşce yaşamanın mutluluğu.

Hayali elektrik mühendisi olmak ve üniversiteyi New York’ta okumak.  Bir diğer hayali ise bir gün mutlaka İstanbul Boğazı’nı görmek.

Sonra birden ilgimizi Türkçe konuşan Türk-Boşnak Kız Lisesi’nden mezun Sabahete Çogiç çekiyor. Şimdi kendisi Burch Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okuyor. Babası savaş döneminde cephe kazmış... Zor da olsa anlatıyor: ‘Ben çoçuktum ama hatırlıyorum. Füze gibi birşey evimizin yanından geçti. Yakındaki cami ve evimiz büyük zarar gördü’ Gözleri doluyor ve devam ediyor: ‘O gün arkadaşlarımdan bazılarının babaları, ağabeyleri şehit oldu...’

Neyse ki; o eski dehşet dolu günler geride kaldı. Sabahata, okulunu bitirince Bosna’ya; Boşnak’ı, Hırvat’ı, Sırp’ı için hizmet etmek istiyor.

‘Son olarak güzel birşey anlatmak istiyorum’ diyor Sabaheta, ‘Sınıfımda farklı milletlerden öğrenciler var ve bize onlar ilk gün ‘Hey’ ve benzeri sözlerle selam veriyorlardı. Fakat artık hepsi bize ‘Selamun aleyküm’ diyorlar.’

“Ya Sɪrp`sɪn ya Hɪrvat yada hiҫbirșey”

‘Savaştan önce Bosna’da ya Sırp’sın ya Hırvat yada hiçbirşeydin’ diye anlatıyor bir Boşnak abla. ‘İzzet Begoviç, Boşnakların bir kimliği olsun diye savaştı. Kendisi iyi bir müslümandı. Savaştan önce ise; bu hapse atılman için yeterli bir sebepti. İmamlar dahi camiye gelen gideni rapor ediyordu. Boşnakları dinden uzaklaştırmayı hedefliyorlardı’ diye alçak bir ses tonuyla devam ediyor.

‘Boşnaklar savaşı bir nimet gibi görüyor, aklımız başımıza geldi’ diyor bu abla. ‘Tekrar dinle çalışmaya başladık, dinimizi yeniden öğreniyoruz. Savaştan önce medreselerde sözde dini kitaplarda başörtü farz değil ve kız erkek ilişkileri normaldir gibi şeyler yazıyordu...’

 

Müslümanların ahlakını değiştirmek, dinden uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapmışlar. Osmanlı döneminde 250 cami varken, komünizm döneminde bunlar farklı bahanelerle yıkılmış ve bugün 100 cami ya var ya yok Bosna’da. Tekkelere ise komünizm zamanında dokunmamışlar.  İlle de dinle uğraşacaklar kendi aralarında kalsın diye.

‘Savaş esnasında sadece Türkiye değildi bize yardım eden’ diye anlatmaya devam ediyor Boşnak abla. ‘Türkiye’de Bosna için maç yapılırken, Amerika, Vietnam savaşından kalan bayat konserve yiyeceklerini bize gönderiyordu...’ Abla başını öne eğiyor sonra... Benimse aklıma Ali Bey’in şu sözleri geliyor: ‘Bir kalem ne işe yarar demeyin, güzel bir romanı bitirir’

 
E-bülten Üyelik
ZAMAN